Merhaba Dostlar, bir eğitimci olarak edebiyat sitesinde yazı yazmak ne kadar zor bir iş.Bu işin ustalarının arasında kendimi acemi bir çaylak gibi hissediyorum.Bu gün 15 Kasım 2009 ve biraz önce ‘’ Kendimle Barıştım, Geçmişi Dürdüm !’’ şiirini güçlükle tamamlayabildim.
Derdimin bir kısmını şiirde anlatabildim ama kalemim siz dostlar kadar güçlü olsa yazacak o kadar çok şey var ki.
Ne yapayım bazı dostlar yine alıntı yapmış diyecekler ama anlatacaklarımın bir kısmını ifade ettiği için http://www.anneyiz.biz Web sitesinden Figen Öcal GÜNEŞ Hanımın
‘’Git Dedi Yüreğim,Gittim ‘’ yazısını alıntı yapmak zorunda kaldım.Ustalardan tekrar özür diliyorum. ( Necip GÜVEN )
GİT DEDİ YÜREĞİM, GİTTİM (FİGEN ÖCAL GÜNEŞ )
Yazmakla yaşamak arasında gidip gelirken ömrüm, durdum geriye dönüp baktım bilmem kaç milyonuncu kez, üzüldüm, içim yandı, ciğerim acıdı. Kendimi öylesine çaresiz ve unutulmuş hissettim ki, utandım yalnızlığımdan ruhumu bir kayanın dibine bırakıp kaçtım.
Kaç sonbahar geçti bilemedim, bu kaçıncı bırakıp gidişim bilemedim. Ben miydim bu aynada baktığım yüz, benim mi ağladıkça yanağından göğsüne kara damlalar düşen kadın? Benim miydi bu yalnızlığın suçu, bir tek ben miydim hayatı inkar eden? Ben miyim yalnızca yalnızlık tercihim diyen, bir tek ben miyim yeşili kara, sarıyı kara, beyazı kara gören?
Git dedi yüreğim bana, öyle uzaklara git ki geri dönüşü olmasın bu gidişlerin. Tüm pencereleri ör, tüm köprüleri yık, öyle bir duvar çek ki hayatla arana, ne sen çıkıp karışabil kalabalığa ne de tek bir soluk sızamasın içeriye. Öyle bir yalnızlık işte benimkisi. Yıllar önce bir veda bile etmeden babam gitti, geriye hatırasız, fotoğrafsız, kalbi kırık bir çocuk bıraktı, sonra birer birer beni çok sevdiğini sandığım dedem, büyük annem. Sonra bir kurbağam vardı, gerçek bir kurbağa gizlice getirmiştim onu eve, tutup bacağından attılar sokağa.
Oysa bilemediler onun tek dostum olduğunu. Oyun oynayan çocuklara karışmak istedim, olmaz dediler senin bebeğin yok. Yıllarca bir daha karışamadım insan arasına. Yalnızlığım işte bir o terk etmedi beni. Kısa ayrılıklar yaşadık belki, küçük kırgınlıklar ama o hep affetti. Her çağırdığımda sorgusuz sualsiz geldi kuruldu başköşeye. Hani demedi hiç, hani seni benden ayıran dostların nerede diye sormadı.
Etrafımı seyrettim kapalı camlar ardından, seslerini duymadım ama yüzler öfkeli, kızgın, hüzün kırıntıları gördüm tüm bakışlarda. Karanlık aynalara hapsettim kendimi. Sevmedim sevemedim yüzümü, gözlerimi. Hep örnek gösterdiler beni akranlarıma, hep benim gibi olmasını istedi anneler çocuklarının. Sakinliğime imrendiler hep, anlayamadılar sakinliğimin suskunluğumdan olduğunu. Sakın çocuklar dinlemeyin onları benzemeyin bana, benim ruhum yaralı, yüreğim santim santim bölünmüş. Sakın kimse benzemesin bana, ben sevmeyi öğrenemedim.
Biliyorum bölük pörçük anlattıklarım. Biliyorum tek satırıma dönüp bakmaz tek bir göz. Tek bir yürek sığdırmaz kelimelerini içine, tek bir akıl zihninde tutmaz kurulmuş değil kırılmış cümle kırıntılarımı. Hep yarım kalmış tebessümler yaşadım, hep eskitilmiş düşler düştü payıma. Hep yalnızdım ama kaderim değildi yalnızlığım, tercihimdi, hep saklandım kalabalıklardan.
Biliyorum, kırık dökük bugün yazdıklarım, tıpkı çocukluğum gibi. Niyetim kimseye kendimi anlatmak değil, niyetim kimseye kendimi sevdirmek değil. Ben bunu otuz yılda yapamadım, otuz yılda bir beni kimseye anlatamadım. Ben otuz yıldır hüzün ektim göğsümün kafesime, yalnızlık biçtim her seferinde. O yüzden bugün sadece yazıyorum. Bıraktım ellerimi kendi haline, azat ettim, hadi dedim ne yazarsan razıyım, gün senin dedim ellerime.
Git dedi yüreğim bana, öyle uzaklara git ki geri dönüşü olmasın. Gittim, hiç geri dönmedim. Ama yuvarlak bir dünya yaşadığımız, yürüdüm, gittim, hep yürüdüm, hep gittim ve sonunda yine aynı yere döndüm. Benim suçum mu şimdi bu? Yaradılıştan yuvarlaksa dünya, benim yorgun ayaklarımın, alıp başını giden canımın suçu ne?
Kendimi öylesine çaresiz ve unutulmuş hissettim ki, utandım yürümekten kan revan ayaklarımdan, utandım ne geldin der gibi bakan aynalardan, utandım yalnızlığımdan ruhumu bir kayanın dibine bırakıp kaçtım...
(Dört yıl önce yazdığım bir yazı. Günlüğümden alıntıdır. Bugün dört yıl sonra ben değiştim. Eylül`üm baharım oldu ve ben öldüm. Bir gömlek gibi çıkarıp attım kendimi ve ben yeniden doğdum.
Anne olabilmenin tüm gücüyle yıktım duvarlarımı, köprüleri saçlarımdan kopardığım örgülerle yeniden tamir ettim. Güneşe gülümsedim, aynadaki yüzüme, herkese gülümsedim. Önce kendimle barıştım, sonra çocukluğumla. Ve işte kızım oldu ben yeniden çocuk oldum. Anne olamadan ölmeme izin vermediği için Rabbime binlerce kere şükrediyorum.) Figen (Eylül`ün annesi)
KAYNAK : http://www.anneyiz.biz/yazarlar/figen-ocal-gunes_aby7856856.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder