25 Temmuz 2010 Pazar

Anne Bana Masal Anlat ( Kartal Masalı )



Anne bana masal anlat,
Olur evlat, olur evlat.
Bir ülke varmış
Orda kartallar yaşarmış.
Çevrenin tek hâkimi
Hastaların hekimiymiş.
Gün olmuş zaman gelmiş,
Kartallar çok yorulmuş
Hasta hasta uçmuş ama
En sonunda vurulmuş.
Çaylaklar saldırmış yurduna
Kartallar düşmüş can derdine
Kanatları kırılmış
Kelepçeler vurulmuş.
Hapsedilmiş yurduna
Düşülmüş can derdine
Bu duruma çıldırmış
Can havliyle saldırmış,
Yurdundaki işgalleri
Son bir gayret kaldırmış.
Yorgunluktan bitap düşmüş
Kanatları hayli şişmiş.
Hayli zaman uçamamış
Mutlu mutlu yaşamamış.
Çevresinden telkin gelmiş
Artık tavuk oldun denmiş
Atasıyla övünmek serbest
Tavuk dersi alsın herkes
Kümeslere hız verilsin
Yaşasın, herkes sevinsin.
Tavuk olmak ne rahat
Çekelim birer gazel
Türkümüz ne de güzel.
‘’Aslı, nesli kartal olan,
Şanlı, büyük tavuklarız biz.
Süslü püslü kümeslerde
Yemlenmeyi çok severiz.

Şu kümes var ya şu kümes
Ne de güzel değil mi?
Haydi kızım çalış
Kendini bu kümese at,
Oh ne rahat , ne rahat.

Ellerde yalancı aynalar
Oğlum bak kendine
Çok çalışmalısın
İyi bir tavuk olmalısın.

Anne yeter nasıl masal ?
Mantık bunu neresinde ?
Adı masal olsa bile
Kartal tavuk olur mu hiç ?

Doğru oğlum değil masal,
İsterim ki sen ders al.
Sürse de böyle oyun
Milletimiz olmaz koyun.
Tarihe bak, böyle yazar,
Kartallar hep oyun bozar.
Bu duruma denir fetret
Sonu gelir biraz sabret.
Beklerim gözüm yolda
Çılgın kartallar nerde ?
Zaman geldi, vakit yakın,
Analar artık duaya çıkın,
Analar artık duaya çıkın.
İnanın zafer çok yakın !
İnanın zafer çok yakın!.

Necip Güven Eskişehir 28 Ekim 2009

18 Temmuz 2010 Pazar

Tarihçi Annenin Ezber İsyanı !

Sevgili Necip Hocam, şahsımın da bir eğitimci olduğunu belirterek yazıma başlıyorum müsaadenizle. Benim alanım sosyal bilimler, Tarih. En çok nefret edilen dersler sıralamasında matematik kadar başı çekmektedir. Neden? Ezber yüzünden.

Benim öğrencilerim üniversite öğrencileri ve bana diyorlar ki, " Bizler bu dersi orta ve lisede ezberliyorduk, tarihler, olaylar kuru kuruya ve bitip tükenmez isimler..." öğretmenlerinin ezberci oluşundan yakınıyorlar. Ben ezber istemediğimi, yorum ve mantık yürütme istediğimi söyleyince de müthiş bocalıyorlar ve endişeleniyorlar. Çünkü akıllarını işletmeden, mantık kullanmadan akademiye gelmişler, onların kafalarına öyle işlenmiş. Yazık! Çok yazık!

Matematik konusu da aynı. Necip Hocamla tanışmadan önce kendimce ‘’Bu dersi anlatmanın başka yolları da olmalı mutlaka, bu iş ezber ile olmaz, formülleri bile olsa olmaz!’’ diyordum. Bir de oğlum da ilkokulda çarpım tablosunu ezberleyemediğinden geri kalıp bu dersi toptan beyninden atınca ne yapacağımı şaşırdım. Çünkü bu durumda ideal noksanı olan öğretmenlerimiz hemen yaftayı asıyorlar öğrencinin boynuna: " Tembel, kafasız, senin oğlun asla bu dersi yapamaz, bu çocuktan bir şey çıkmaz, hayatı boyunca matematiği beceremez vs"

Bu sözler bizzat veli olarak benim duyduklarım. Müthiş isyan ediyorum. Ben eğitmenlik hayatımda kendim ezbere ve yanlış öğretim metotlarına savaş açmışım. Öğretmenlerimiz kendi evlatlarına, geleceklerine yatırım yaptıklarının farkında değiller galiba. Çünkü onlar Türk insanına ve Türklüğe inanmıyorlar, ya da inançları çok zayıf.

Matematik bir disiplindir. Atatürk bile, Milli Mücadeleyi milli bir cinnete benzeten Hamdullah Suphi Tanrıöver`e "Hayır, Milli Mücadele hesaptır, hesap, matematiksel hesaptır" demiştir. Matematik çarşıda, pazarda, mimaride, doğada, askeriyede, sosyal bilimlerin hem de her alanında var da var. Bu kadar önemli bir nevi strateji dersi olan matematiği Anadolu insanının zekâsına, yapısına uygun sistemler üretip öğretmedikçe başarılı olamayız.

Türkiye ne yazık ki Amerika ve Avrupa`nın 40 yıl önce uygulayıp başarısız bulup çöpe attığı eğitim metotlarını uyguluyor. Çünkü AB ve Amerika öyle istiyor. Atatürk`ün ölümünün hemen arkasında, 1-2 ay gibi sonrasında evvela orta ve lise müfredat kitaplarının içeriği değiştirildi, 1947`de de Amerika geldi Milli Eğitim Bakanlığına danışmanlarını soktu ve onlar hala oradalar.

Çocuklar öğretmeninin yetersizliğini seziyor ve zaten bana bir şey veremiyor deyip iyice bırakıyor. Bu bir öğretmen için utançtır. İlk ve orta öğretimde her şey eğitmenin elinde. Ya ağaç fidesini doğru ekersiniz, dik büyür, ya da yamuk ekersiniz, eğik büyür.

Matematikte ve diğer disiplinlerde de yanlış öğretim anneleri vuruyor, çünkü anne bundan eza duyuyor. Çocuğun evdeki öğretmeni de annesidir. Ama arkadaşlar bir şeyi yapmayalım, çocuklarımızın ödevlerini yapmayalım, her daim başında oturup ders çalıştırmayalım lütfen bu çok yanlış.

Fakat anneler de çok çaresizler, yanlış ve yetersiz eğitmen anneleri de akşam çocuklarının ödevlerini yapmaya memur ediyor. Ben 70`lerin çocuğuyum. Necip Hocam gibi öğretmenimiz bize de çarpım tablosunu oyunlarla, parmak sayarak, görsel olarak öğretmişti, tatbiki olarak.Geçmişte görev yapan öğretmenlerin hepsini de aynı kategoriye sokarak haksızlık yapmayalım.Demek ki daha o zamanlarda Necip Hocam gibi ezberin yanlışlığının farkında olan eğitimcilerimiz varmış.

Necip Hocam, derdime tercüman oldu, umut verdi. Ben eğitmen kadromuzdan iyice umudu kesmiştim. Daha temiz Anadolu insanımız, halis Türk`ümüz varmış. Teşekkürler sana Necip Hocam! Senin öğrencilerin ne şanslı öğrencilerdir! Bütün okullara aslında bir Necip Güven lazım. "Türk! övün, çalış, güven" diyorum Büyük Kurtarıcı gibi! Gırtlağı yırtılırcasına bağırıyordu, içten duyumsayarak "Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir"
Hepimiz bir olalım ezbere savaş açalım dostlarım! Saygılarımla...

Rumuz TARİHÇİ

Bir Annenin Kaleminden Değişim !

Merhaba Dostlar, bir eğitimci olarak edebiyat sitesinde yazı yazmak ne kadar zor bir iş.Bu işin ustalarının arasında kendimi acemi bir çaylak gibi hissediyorum.Bu gün 15 Kasım 2009 ve biraz önce ‘’ Kendimle Barıştım, Geçmişi Dürdüm !’’ şiirini güçlükle tamamlayabildim.

Derdimin bir kısmını şiirde anlatabildim ama kalemim siz dostlar kadar güçlü olsa yazacak o kadar çok şey var ki.

Ne yapayım bazı dostlar yine alıntı yapmış diyecekler ama anlatacaklarımın bir kısmını ifade ettiği için http://www.anneyiz.biz Web sitesinden Figen Öcal GÜNEŞ Hanımın
‘’Git Dedi Yüreğim,Gittim ‘’ yazısını alıntı yapmak zorunda kaldım.Ustalardan tekrar özür diliyorum. ( Necip GÜVEN )

GİT DEDİ YÜREĞİM, GİTTİM (FİGEN ÖCAL GÜNEŞ )

Yazmakla yaşamak arasında gidip gelirken ömrüm, durdum geriye dönüp baktım bilmem kaç milyonuncu kez, üzüldüm, içim yandı, ciğerim acıdı. Kendimi öylesine çaresiz ve unutulmuş hissettim ki, utandım yalnızlığımdan ruhumu bir kayanın dibine bırakıp kaçtım.

Kaç sonbahar geçti bilemedim, bu kaçıncı bırakıp gidişim bilemedim. Ben miydim bu aynada baktığım yüz, benim mi ağladıkça yanağından göğsüne kara damlalar düşen kadın? Benim miydi bu yalnızlığın suçu, bir tek ben miydim hayatı inkar eden? Ben miyim yalnızca yalnızlık tercihim diyen, bir tek ben miyim yeşili kara, sarıyı kara, beyazı kara gören?

Git dedi yüreğim bana, öyle uzaklara git ki geri dönüşü olmasın bu gidişlerin. Tüm pencereleri ör, tüm köprüleri yık, öyle bir duvar çek ki hayatla arana, ne sen çıkıp karışabil kalabalığa ne de tek bir soluk sızamasın içeriye. Öyle bir yalnızlık işte benimkisi. Yıllar önce bir veda bile etmeden babam gitti, geriye hatırasız, fotoğrafsız, kalbi kırık bir çocuk bıraktı, sonra birer birer beni çok sevdiğini sandığım dedem, büyük annem. Sonra bir kurbağam vardı, gerçek bir kurbağa gizlice getirmiştim onu eve, tutup bacağından attılar sokağa.

Oysa bilemediler onun tek dostum olduğunu. Oyun oynayan çocuklara karışmak istedim, olmaz dediler senin bebeğin yok. Yıllarca bir daha karışamadım insan arasına. Yalnızlığım işte bir o terk etmedi beni. Kısa ayrılıklar yaşadık belki, küçük kırgınlıklar ama o hep affetti. Her çağırdığımda sorgusuz sualsiz geldi kuruldu başköşeye. Hani demedi hiç, hani seni benden ayıran dostların nerede diye sormadı.

Etrafımı seyrettim kapalı camlar ardından, seslerini duymadım ama yüzler öfkeli, kızgın, hüzün kırıntıları gördüm tüm bakışlarda. Karanlık aynalara hapsettim kendimi. Sevmedim sevemedim yüzümü, gözlerimi. Hep örnek gösterdiler beni akranlarıma, hep benim gibi olmasını istedi anneler çocuklarının. Sakinliğime imrendiler hep, anlayamadılar sakinliğimin suskunluğumdan olduğunu. Sakın çocuklar dinlemeyin onları benzemeyin bana, benim ruhum yaralı, yüreğim santim santim bölünmüş. Sakın kimse benzemesin bana, ben sevmeyi öğrenemedim.

Biliyorum bölük pörçük anlattıklarım. Biliyorum tek satırıma dönüp bakmaz tek bir göz. Tek bir yürek sığdırmaz kelimelerini içine, tek bir akıl zihninde tutmaz kurulmuş değil kırılmış cümle kırıntılarımı. Hep yarım kalmış tebessümler yaşadım, hep eskitilmiş düşler düştü payıma. Hep yalnızdım ama kaderim değildi yalnızlığım, tercihimdi, hep saklandım kalabalıklardan.

Biliyorum, kırık dökük bugün yazdıklarım, tıpkı çocukluğum gibi. Niyetim kimseye kendimi anlatmak değil, niyetim kimseye kendimi sevdirmek değil. Ben bunu otuz yılda yapamadım, otuz yılda bir beni kimseye anlatamadım. Ben otuz yıldır hüzün ektim göğsümün kafesime, yalnızlık biçtim her seferinde. O yüzden bugün sadece yazıyorum. Bıraktım ellerimi kendi haline, azat ettim, hadi dedim ne yazarsan razıyım, gün senin dedim ellerime.

Git dedi yüreğim bana, öyle uzaklara git ki geri dönüşü olmasın. Gittim, hiç geri dönmedim. Ama yuvarlak bir dünya yaşadığımız, yürüdüm, gittim, hep yürüdüm, hep gittim ve sonunda yine aynı yere döndüm. Benim suçum mu şimdi bu? Yaradılıştan yuvarlaksa dünya, benim yorgun ayaklarımın, alıp başını giden canımın suçu ne?

Kendimi öylesine çaresiz ve unutulmuş hissettim ki, utandım yürümekten kan revan ayaklarımdan, utandım ne geldin der gibi bakan aynalardan, utandım yalnızlığımdan ruhumu bir kayanın dibine bırakıp kaçtım...

(Dört yıl önce yazdığım bir yazı. Günlüğümden alıntıdır. Bugün dört yıl sonra ben değiştim. Eylül`üm baharım oldu ve ben öldüm. Bir gömlek gibi çıkarıp attım kendimi ve ben yeniden doğdum.

Anne olabilmenin tüm gücüyle yıktım duvarlarımı, köprüleri saçlarımdan kopardığım örgülerle yeniden tamir ettim. Güneşe gülümsedim, aynadaki yüzüme, herkese gülümsedim. Önce kendimle barıştım, sonra çocukluğumla. Ve işte kızım oldu ben yeniden çocuk oldum. Anne olamadan ölmeme izin vermediği için Rabbime binlerce kere şükrediyorum.) Figen (Eylül`ün annesi)

KAYNAK : http://www.anneyiz.biz/yazarlar/figen-ocal-gunes_aby7856856.html

Matematikte Çözüm Annelerin Elinde !

OECD, 2000`den beri üç senede bir OECD ülkeleri ve diğer katılımcı ülkelerde Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) uygulamaları yürütmektedir. 2006`da Türkiye katılımcı 57 ülke arasında fende 44., matematikte 37. ve okumada 43. olmuştur. OECD ülkeleri arasında ise Türkiye sondan ikincidir. Türkiye`de ortalama fen notu 423 puan, OECD`de ortalama 500 puandır.
Yukarıda matematik ve fen başarımızın durumu ortaya konmuştur.Bu sarmaldan kurtuluş mümkündür ve bunu başaracak alt yapıya sahibiz.Önce başarısızlığımıza mazeret aradığımızı düşünelim ve mazeretleri bir bir sayalım desek bu sonuca yüzlerce mazeret bulabiliriz. Bulduğumuz mazeretlere göz attığımızda ise ilk bakışta bu mazeretlerin bir çoğu çok mantıklı gelebilir.Fakat mazeretlerin en kötü yönü sorunların önüne dağ gibi engeller koyup çözümlerin imkansız gibi görünmesini sağlamaktır. Bu ise sorunları gözümüzde büyütüp çözümler için adım atmamızı engeller.
Bu sarmaldan kurtuluş mümkün müdür ? diye sorarsanız cevabım evet olacaktır. Verdiğim evet cevabından sonra bana O halde çözüm nedir? dediğiniz duyar gibiyim.Yıllardır eğitimimizin içinde öğrenci ve öğretmen olarak yer almış , son 10 yılda ise bu işe yoğun mesai harcamış bir eğitimci olarak Çözümün ilk şartı elimizi kolumuzu bağlayan, bu konularda araştırma ve projeler geliştirmemizi engelleyen tüm mazeretleri çöpe atmaktır.
Başarısızlıklarımızın ana nedenleri olan mazeretleri çöpe atınca sırtımızdaki ağır bir yükten kurtulmuş olacağız.Mazeretleri çöpe attığımız için beynimizin Çözüm ne, çözüm ne ? diye sorular sormaya başladığını göreceğiz.
Son 10 yıldır yaptığım araştırma ve çalışmalar bana çözümün kendi içimizde olduğu sonucuna ulaştırdı. Daha önce yaptığımız basın açıklamasında Çılgın Matematikçiler Birliği olarak 2009 yılını Çılgın Matematikçiler Yılı ilan etmiştik.Çılgın Matematikçiler olarak bundan sonrada ortaya koyduğumuz projelerle Türk insanının elini kolunu bağlayan prangaları bir bir sökeceğiz.


Türk Milletinin Silkinişinin Hamlesini de 3 X 4 D formülü ile başaracağız !

3 X 4 D formülünü açacak olursak ;

1.4 Değerimiz : 1-Mimar Sinan, 2-Mevlana, 3-Yunus Emre 4- Nasrettin Hoca gibi 4 değerli büyüğümüzü kendimize yolumuzu aydınlatan çıkış referansı olarak alıyoruz.

2. 4 Değerimiz, çalışmalarımızda birikimleri , alanlarında bize bilgi ,tecrübeleri ile ışık tutan 1-Dürdane Elhan, 2-Müyesser Saka, 3-Gökhan Veli Kişioğlu 4- Çıl- Mat- Bir Başkanımız Değerli Hocam Basri Köseler ir.

3.4 Değerimiz : 1- ( ÇIL AT- BİR ) Çılgın Matematikçiler Birliği Ekibi 2- Annelerimiz 3- Öğrencilerimiz 4-Bu işe gönülden destek olacak eğitimci arkadaşlarımız.

Yapacağımız çalışmalarda her bir öğe kendi içinde çok önemli olduğu halde çözümde öğrencilerle aramızda köprü görevi annelere düşmektedir. Çünkü onlar bizim ilk öğretmenlerimizdir ve sorunlarda en çok acı çeken kitledir.Atalarımız bile Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar. demiştir. Annelerin çözüm içinde bulunmadığı hiçbir çalışmanın başarıya ulaşma şansı yoktur.

Bu sorunların bürokratik sistem içinde de çözülme şansı yoktur.Çünkü alınan kararların çoğunun kağıt üzerinde kaldığı , bir çoğuna başta klasik sistem tarafından eğitim almış insanlar tarafından direnç gösterildiği bir ortamda fikir birliğine varıp çözümler üretme şansı yoktur.

Bu sorun ancak çözüme odaklanmış toplumun her kesiminden gönüllü bireylerin yer aldığı takım çalışmaları sonucu çözülebilir.Matematik alanında yaşadığımız sorunlar yalnız eğitimciler, anneler, öğrenciler tarafından çözülemeyecek kadar büyüktür.Ama takım olarak el ele verdiğimiz zaman ise çorap söküğü gibi gelecektir.

Anneler söyleyin lütfen, çocuklarımızın zeka yönünden dünyadaki akranlarından ne eksikleri var acaba? Hiçbir eksikleri yok ama onlar da bizler gibi yanlış sistemlerin kurbanları.

Son 10 yıl içinde annelerin ( üniversite ve lise mezunu anneler de dahil ) çözümün içinde yer almasını engelleyen mazeret cümlesini yüzlerce defa duydum. Hocam, bu matematik bizim zamanımızdaki matematik gibi değil. O zaman annelere şunu sorayım. Günümüzdeki evler çocukluğumuzdaki evler mi ? Teknoloji bizim zamanımızdaki teknoloji mi ? Çocuklarımızın oynadıkları oyunlar bizim zamanımızdaki oyunlar mı ? Mutfaklarımızdaki araçların çoğu çocukluğumuzdaki araçlar mı ? Arabalar çocukluğumuzdaki arabalar mı ? Trafik çocukluğumuzdaki trafik mi ? Şehrimiz çocukluğumuzdaki şehir mi ?İstanbul çocukluğumuzdaki İstanbul mu? Giysilerimizin çoğu çocukluğumuzdaki gibi mi ? Telefonlarımız çocukluğumuzdaki gibi mi ? Nerede kaplarımızı kalaylayan kalaycı ustaları ? Nerede kaldı atlara ve eşeklere nal çakan ve semer yapan ustalar ? Nerede kaldı terzi ustaları ve çırakları ?

Demek ki hayat çocukluğumuzdaki hayat değil.Çocuklarımız da çocukluğumuzdaki çocuklar değiller.Demek ki hayat değişim halinde. O halde yaşadığımız tüm değişime ayak uydurduğumuz gibi matematikteki değişimlere de ayak uydurabiliriz, zaten ayak uydurmak zorundayız.

Bir eğitimci olarak her şeyi bilmeyebiliriz .Bir öğrenci olarak her şeyi bilmeyebiliriz.Bir öğrenci olarak her şeyi bilmeyebiliriz ama düşüncelerimizi, deneyimlerimizi, sorunlarımızı ortak bir platformda paylaşarak birbirimizi eğitir, öğretir, geliştirebiliriz. Evet, ben,sen, o olarak fazla bir şey yapamayabiliriz ama biz olursak çok şeyler yapabiliriz.Ancak birlikte yeni şeyler öğrenebilir, yeni çözümler üretebiliriz. Farkına varsak da varmasak da hayatımız değişim halinde . Biz de çocuklarımız ve torunlarımız için değişmek zorundayız. İstersek bunu başaracak iç ve dış kaynaklara da sahibiz. Yeter ki isteyelim, yeter ki el ele verelim.Ancak biz olursak başarabiliriz, ancak biz olursak sorunları aşabiliriz.El ele vermezsek herkesin kendi başına müzik yaptığı bir orkestra misali gürültü yaparız.Güzel besteler yapmak için birlikte çalışmalıyız, mutluluk bestelerini birlikte çalmalıyız.

Matematik dahil tüm eğitim ve öğretim sorunların çözümünde annelerin içinde yer almadığı çözümlerin başarıya ulaşma şansı yoktur.Tüm tarafların çözüm içinde etkin rol almadığı çalışmalarsa çocuklarımız anneler ve eğitimciler arasında gidip gelen bir pinpon topuna döner.

****************

(* ) OECD Nedir, ne yapar?

OECD`nin (Organisation for Economic Co-operation and Development) ingilizce açılımıdır. OECD İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı.Dünyanın en büyük ekonomik işbirliği örgütü. Bir nevi think-thank kurumu.İstanbul`da da merkezi bulunan teşkilat, Ekonomik işbirliği ve ekonomik gelişim için ülkeler arasında fikir paylaşımı (istişare) ortamı oluşturmak amacını öngörüyor. Ekonomi ağırlıklı çalışmalar yapmasına karşın, milli eğitim, enerji politikaları ve sosyal politikalar gibi birçok konuda çalışmalar yapıyor. Merkezi Paris`te olan örgütün otuz üyesi var. Üyeler14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi`ne dayanılarak kurulmuştur.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü. Mevcut üyeleri şunlardır: Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, Fransa, Almanya, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Polonya,Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere, ABD. Slovakya, Polonya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan ve Slovenya